İnsanların çalkantılı dönemleri olur. Bu inişler ve çıkışlar, yükseliş ve alçalışlara, gidişler ve gelişlere neden olabilir. İnsan doğasıdır bu. Sürekli belli bir ritim üzere olması beklenemez. İnsan, acılar ve sevinçler arasındadır da. Bütün bunlar insanların dalgalanmalarına neden olur.
Her durumda insan kendisiyle bir sınanma içindedir. Olumsuzluk anlamındaki her davranış ve oluş insanın daha dikkatli ve temkinli olmasını gerektirir. İnsan doğasında olan gelgitlerin de belli bir düzende denetlenmesini gerektirir.
İslâm, insanı doğal olarak bir otokontrole tâbi kılar. İbadetlerin amacı kulluk görevi olmasına karşın asıl amacı kendi kendisini bir biçimde denetlemesidir. Hayat düzeninin tamamı yaşama tarzı bir ibadet anlayışı içinde olursa insan olma bilinci daha çok sağlanır. Kontrolünü yitirmiş insanların belli bir düzeni ve dengesi olmaz.
Yalan söylemek, iftirada bulunmak, çıkarları uğruna ilkelerinden ve kişiliklerinden ödün vermek, zulmetmek insan kişiliğinin zayıflamasına ve insanın çürümesine neden olur.
Siyasal ortamın şu sıralarda yaşattığı duygu ilginçtir ki kişilikleri ve insanların tutumlarını gösteriyor. Zaman zaman benzer durumlar olabiliyor ama şu sıralarda bu çok daha belirgin ve dalgalı. İnsanların sözlerinden vazgeçmeleri, sıklıkla ilkelerini zayıflatan davranışlarda bulunması kişinin itibarını zedeler. Öyle olur ki bir süre sonra bu gibi kişilerin söyledikleri doğru ve haklı bile olsa bir değeri olmaz. İtibarı zedelenenin hatalarını gidermesi, insanların bakışında değerini bulabilmesi çok zordur.
İnsanların son elli yılda hayatına giren sosyal medya ve diji araçlar, nesneler tepeden tırnağa insanların denetlenemez bir dalgalanmaya sürüklediği ortada. İletilenlerin doğru ya da yanlış olduğuna bakılmaz. Yazılı durum kayda geçtiği andan itibaren insanın bir eylemidir. Bu nesneler üzerinde kayda geçebileceği gibi asıl ağır olanı, bir Müslüman için davranışlarında kayda geçmesidir. Yazıcı melekler hiçbir anı, sözü, davranışı doğru ya da yanlış, iyi ya da güzel ise atlamazlar ve boş geçmezler. Onlar kayıttadır.
İnsanların kendisini tanımadan, bilmeden doğrudan tanık olmadan, başkasının aktarımlarına bakarak aktarması, yayması kişiyi sorumluluk altına sokar. Sürekli vurguladığımız bir durum vardır ki “kul hakkı”, ya da insan, hayvan, canlı hakları burada söz konusu olur.
Bir insanın kendisi kendisine yeter. İyilik ve güzellikleri yanında yanlışları ve hataları, günahları zaten vardır. Bir de durup dururken diğerlerinin hakkını almak günahların ağır olanlarındandır. Bir insan neden durduk yere günahlarının artmasına, başkalarının hakkına girmesine bu kadar rahat girebiliyor.
Müslüman olma sorumluluk ve bilinci asıl burada devreye girer, girmesi gerekir. Hayatta titiz olmak zor değildir ama titizliği bıraktıktan sonra kendisini toparlaması çok daha zor olur.
Siyasiler toplumun önünde sesli sözcülerdirler. Kitleler ise onların takipçileridirler. Takipçileri oldukları gibi taklit edenleridirler de. Yukarıdan aşağıya insanların yalan söylemeye, iftirada bulunmaya, hakaret etmeye, aşağılamaya yeltenmesi dalgalar hâlinde yayılır. Bir toplumun âlimleri, bilgeleri ve erdemlileri söz sahipleri sözlerine ve davranışlarına dikkat etmezlerse kitleler de onların yaptıklarına öykünürler, papağan gibi yinelerler. Toplumlardaki çürümeler birbirini tetikler ve giderek insan hayatı deyim yerindeyse bir balçığa döner. Ondan sonra da kendi bataklığında çırpınır durur.
Kimi siyasilerin bir sözü, bir davranışı sivrilir ve kayda geçer. İnsan belleği her ne kadar unutkan olsa da kimileri asla unutulmaz. Hayattan çekilip gitseler de yaptıkları olumsuzluklar bir zift gibi ruhlarına yapışır orada kalır.
İnsanlar unutur gibi görünseler de, zaman unutturmaz, olayların yinelenmesinden sonra yeniden gündeme gelir ve gelir insanı bulur.
Bir insanı erdemli kılan davranışları, yaşayış tarzı ve ilkelerinden ödün vermeyişidir. Dosdoğru bir istikamet üzere oluşudur. İstikamet üzere olmak insanın itibarını artırır.