İnsan hayatının gelgitleri, inişleri ve çıkışları, dalgalanışları süreklidir. Hayat bir ritim üzerinde değildir. Dünyayı çıkmaza sürükleyen insan, feraha ve huzuru çıkaran da insan. İnsanların karanlık ve bunaltıcı dönemleri olunca bir karamsarlık çöker. Peygamberlerin zamanında vardı, şimdi de olacak. Özellikle Hazreti Süleyman zamanında korkunç bir dalga vardı. Bu dalga insanları ister istemez etkiliyordu. Peygamberlerin tek amacı vardı insanların huzura ermeleri için çaba içinde olmaları. İşleri zor ama sonuçları başarılı.

Bugün de benzer durumlar var. Yabancılıklar, şeytani yaşayışlar. İnsanlara zulmedişler, küresel güçler çok katmanlı ve çok geniş. Sorunumuz elbette insanla ve özelde de kendimizle. Biz böylesi durumlarda üzerimize ağmış olan bu ortamlarda nasıl sıyrılabilir, sakınabilir ve sakındırabiliriz. Sorumluluklarımız salt kendimizle ilgili değildir.

Ortalıktaki şiddet ve kışkırtıcı dil, saldırganlıklar, birbirini kollayan ya da gözlemleyerek fırsat kollayanların ablukasında nasıl bir çıkış sağlanabilir.

İnsanı en olmadık zamanda güzellikler gelir bulur. Bu bir bağış gibidir. Her zaman ve dönemin yol göstericileri vardır, ufuk açıcıları. Belki ortalıkta görünemeyebilirler, belki sisli ve puslu ortamlar onların üstünü örtmek içindedir. Ancak insanın içine doğan bir ışık çok şeyi değiştirir.

Geçmiş geçmiştir, yaşanmışlıklar vardır. Geçmiş sadece bir düşünme, deneyimleme ve tartı için önemlidir. Aynı şeyleri yaşamanın, yinelemenin bir yararı yoktur. Kahramanlar, yiğitler, veliler, âlimler onlar güzelliklerini sunarak göçüp gitmişlerdir. Şimdi ise aynı şeylerin daha iyisini ve güzelini yapma sorumluluğumuz vardır.

Bizim elimizde kalem var, şimdi bilgisayarlar, yazı araçları. Düşünüyoruz, okuyoruz, insanları tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz. Gözlemliyoruz. Bugüne nasıl bir bakış nasıl bir dil gerekir. İnsanları nefretle düşmanlıkla ötelemenin ne gibi bir değeri olabilir? İnsanlara önyargı ile değil olasılıkları hesaba katma gerekliliği var. Çünkü hangi insanın içinde nasıl bir ışık belirir, bizler o ışığı nasıl yakalayabilir, nasıl onunla özdeşlik kurulabilir, yol arkadaşlığı yapılabilir ona bakmak gerekir.

Dönemlerin imparatorları, sultanları ve kralları dün de vardı bugün de var. Zulüm üzerine hayatlarını inşa eden ve oluşturanlar asla çıkarlarından ödün vermezler. Olumsuzluklardan değil de olumluluklardan yola çıkılarak en olmadık durumlarda çok şey değişebilir.

Sevgili Efendimizin, Rum Kayser’i Hırkal’a gönderdiği bir mektup onun içine bir ışık düşürmüştür. Gönderdikleri ama ışık düşmeyenleri de olmuştur. Bu, asla vazgeçilmeyecek bir davranış biçimidir. Elbette ki Peygamber ahlâklı, yolcusu, yoldaşı izleyici olan bir haslık ile olabilir. Örnek Peygamber ise onun her hâl ve durumunu, yaşayışını, davranışlarını hesaba katmak gerekir. Peygamberler rahmet elçileridirler. Onlar hayatlarını iyilik ve güzellikle üzerine oluşturduklarında geride ne saltanatları, ne inşa ettikleri devasa yapılar vardır. Onların manevîlikleri her şeyin üzerindedir.

İnsan, bu dünyada her şeyi kendine ait bildiği bir zamanda birden hiçbir şeyin hiçbir değerinin olmadığını anlayacak. Ölenler farkında olmayacaklar ama yaşayanlar bunları görüyorlar. Bunun neden ve sonuçlarını anlıyorsa o zaman hayatı da olacakları da anlayacak demektir.

Kalbe düşen ışık bir söze bir davranışa ve bir eyleme dayanır. Âşıklar bakışları ve sözleriyle kendilerini belli ederler umulmadık bir zamanda bağlılıklar ve tutkular oluşur. Belki de daha önce akıllarında bile olmayan bir şey bir anlık durum ile belirir ve başlar.

Gözün ve kalbin güzellikleri insanları birbirine bağlar, yakınlaştırır. Birileri kimilerinin gözünde zındık gibi görünürken bir zaman sonra zındık diye bilinen kişi bambaşka biri oluverir. Allah’ın hidayet ve bağışının insanı nerede nasıl bulacağı belli olmaz. Yeryüzünde bunların sayısız örnekleri var. Komünist Roger Garaudy’in Müslüman olacağını kim bilebilirdi. Bu Allah’ın bir bağışıdır. Yeter ki güzel bakışlı ve düşünüşlü olunsun.