Deprem bölgesindeki sıkıntılar sürüyor. Afetzede insanların sitemleri, şikayetleri, istekleri, talepleri de devam ediyor. Öyle olduğu içindir ki, iktidar sahipleri her ne kadar önce bu seslere şiddetle mukabele etseler de bir kez daha meseleyi “helallik dilemeye” vardırdılar. Halbuki, helallik dilemek siyasetin alanında yer alan bir kavram değildir, siyasetin alanı içinde yer alanlar özrü dilemektir, halka hesap vermektir, gerekiyorsa görevden almak veya istifa etmektir. Madem helallik dileniyor, demek ki bazı sıkıntılar söz konusudur. Bunu için de helallikten önce bir özür gerekir herhalde.

Depremden birkaç ay önce yapılan ulusal deprem tatbikatı geliyor akla. Bu tatbikatta “çök, kapan, tutun” eylemi gerçekleştirilmişti. Yani, deprem anında gerçekleştirilmesi gereken bir hareketler silsilesi. Deprem öncesine, yani yapılara ve deprem sonrasına, yani arama, kurtarma ve yardım faaliyetlerine ve koordinasyona dair herhangi bir tedbir almayıp da deprem anında yapılacaklara odaklanmak biraz tuhafmış gerçekten de.

Kahramanmaraş’ta da 2019 yılında bir deprem tatbikatı yapılmış. Merkez üssü Pazarcık olan 7,5 şiddetindeki bir deprem senaryosuna göre yapılan tatbikata İçişleri Bakanı da iştirak etmiş. Deprem olacağı yer ve büyüklüğü neredeyse “nokta atışı” olarak biliniyor ama yapılan tatbikat dışında ne adamakıllı bir tedbirler silsilesi var, ne de afet sonrası için koordinasyon hazırlığı… Öyle olmadığını bugün yaşananlarda görüyoruz.

İktidar sahiplerinin kendi icraatları olan “İmar Affı”ndan zerre bahsetmemeleri manidar. Bu afla(!) kaçak yapılara “ücreti mukabilinde” meşruiyet sağlandı. Yıkılan yapıların kaç tanesinin İmar Affı denen rezaletten faydalandığı ve bu binalarda kaç kişinin vefat ettiği, kaç ailenin evsiz barksız kaldığı tespit ve ilan edilmeli. Bu konunun ısrarla konuşulmaması kabul edilemez.

Kızılay’ın konu olduğu fiyaskolar zinciri ve bugüne dek hala bir istifanın gündeme bile gelmemesi de ayrı bir fecaat. Ülke olarak bazı şeyleri tam manasıyla hazmedemedik sanki, mesela istifa acizlik alameti olarak görülüyor ve “sağlık sorunları” gerekçesi dışında kimse istifayı aklının ucundan bile geçirmiyor. Gerçi istifa da değil artık "görevden af talebi" deniyor! Deposunda bulunan çadırı afet bölgesine göndermek yerine yardım kuruluşuna satıyor ve bundan da gocunmuyor. Bir ülkenin, bir toplumun gelişmişliğiyle istifa müessesesinin işlerliği arasında sıkı bir ilişki var gibi.

Bu arada, afet sonrasında yönelik bazı sıkıntılar şimdiden işaret veriyor. Afet bölgesindeki esnaf, sanatkar veya çiftçilere belli süreliğine “borç ertelemesi” getiriliyor. Birkaç aylığına güya nefes almalarını sağlayacak ama peki ya sonrası? Birkaç ay sonra ne olacak da bu insanların işleri açılacak, borçlarını ödeyebilecek duruma gelecekler? Buna dair hiçbir emare yok. O halde neden borçları silinmiyor? Madem, hükümet kanadının tabiriyle “asrın felaketi” olduğu ifade ediliyor bu afetin, o zaman buna uygun bir çözüm üretilmesi gerekmiyor mu? Yandaş müteahhitlerin vergi borcu sıfırlanırken, halkın neden borcu silinmiyor? Bu kadar bir hakkı veya mazereti de yok bu halkın?

Aynı şekilde depremzedeler için yapılacak olan konutlar meselesi de var. 2 yılı ödemesiz 20 yıl vadeli olacak bu konutlar. Yani vatandaşlar 20 yıl boyunca borçlanacak. Toplanan deprem yardımları geliyor hemen akla, bu yardımlar buraya kanalize edilse olmaz mı acaba? Evini barkını, belki işini, kısacası her şeyini kaybeden insanların, üstüne üstlük bir de uzun bir süre borç altında yaşamaya mecbur edilmesi akla, mantığa, vicdana sığıyor mu?

Adıyaman’da başlayan TOKİ inşaatlarının ovaya, tarım arazisine yapıldığı iddiaları ise ayrı bir enteresan hal. Yine mi “bile bile lades” acaba? Bir şeyi “süratle” yerine getirmekle “aceleye getirmek” aynı şeyler değil halbuki. Aceleye getirilmiş gibi bir hal var sanki bunda da? Varsın biraz geç olsun ama sağlam olsun demek gerekmez mi? Aceleye getirmek yerine itidalli olmak zamanıdır şimdi.

Bu itidalli olma tavrı, aslına bakılırsa kamu idaresi için de olmazsa olmaz bir haslettir ve maalesef çokça bir zamandır bu topraklarda kendini göstermemektedir. Seçime endeksli icraatlardan hem ekonomik hem de toplumsal manada çok çekmiş bir ülkeyiz bu yüzden.