Siyasiler hala geçmiş dönemlerden “karneyle ekmek” masalları anlatadursun, fakir fukaranın, garip gurebanın sofrasının değişilmezi olarak bilinen, mutfakların demirbaşı olarak vatandaşın can simidi olan soğanın kilosu 30 lirayı gördü. Evet, 18-20 liraya satılan yerler de var ancak soğan gibi bir “demirbaş”ın 15-20 lira olması bile vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığının çarpıcı bir numunesi olmuştur.
Bundan birkaç sene önce, yine “karneyle ekmek” masalları anlatanların katkılarıyla bu ülkede soğan ve patates için “tanzim satış çadırları” kurulmuştu. Soğan ve patates gibi mutfakların en ucuzları ve fakir fukaranın da can yoldaşları için “karneyle ekmek”ten daha büyük bir fiyasko anlamına gelen “tanzim çadırlarına” hayret ettiğimiz günlerde, soğanın 30 lira olacağını kimseler hayal dahi edemezdi. Bu halkın hiç bu kadar yoksul ve yoksun hale düştüğünü, “karneyle ekmek” dağıtılan günler de dahil, gören olmamıştır muhakkak.
Kitlelere hala ve hala “karneyle ekmek” masalları anlatıladursun, en ucuz et olan kıyma da 300 lirayı geçti. Asıl konuşulması gerekenler dururken “nostalji” yapmakta diretenler, biraz da bugüne gelse fena mı olur? Kendi sebep oldukları tabloyu konuşmamak/konuşturmamak için lafı eveleyip gevelemekten farksız bir haldir bu.
Bazı gazeteci kılıklı siyasi iktidar ve güç müptelaları var mesela. Soğanın 30 lira olmasını çok normal(!) görüyor ve “muhalefet yine soğana sarmış” diye aklınca şakaya vuruyor meseleyi. Kendisi, “gerekeni yapması” koşuluyla birileri tarafından bulunduğu makama “atanmış” ve yağlı ballı maaşlarla gününü gün ederken, geçim mücadelesi veren ve borç batağına sağlanmış olan insanların meselesiyle utanmadan alay edebiliyor. Ne uğruna, kendisini oraya “atayanlara” şirin gözükme ve verilen vazifenin “gereğini yapma” uğruna!
Bir de kendi meselesine bile yabancılaşmış ve partizanlıktan gözleri kör olmuş sokaktaki insanlar var. Bir sokak röportajında, 100 TL’ye bir lokma pastırma aldığını söyleyen vatandaşa cevap veren bir kadının, “Yeme pastırma. Git ekmek al ye. Pastırma yiyip de para yok deme. Ben hayatımda yemedim, memnunum hayatımdan. İktidardan memnunuz biz” demesini hangi akli, mantıki ve vicdani tartıyla tartabilirsiniz?
Bu ülke sınırlarında üretilen ve normalde herkesin tüketmesi gereken bir gıda maddesi için “yeme” diyebilen, “hayatında yememiş” olmakla övünen ve bundan “memnun” olan ve tüm bu söylediklerini de belli ki partizanca bir hisle bağlı olduğu siyasi iktidar uğruna sarf eden bir garip kafa.. Kendisi en asgari düzeyde yaşıyor diye herkesin aynı sefaleti çekmesini isteyen, seçtiği yöneticilerden daha iyisini talep etmeyen, tersine daha kötüsüne bile razı gelen, bu ülke insanına sefaleti, oy verdiklerine ise saltanat sürmeyi hak gören bir acayip kafa…
Vatandaş için hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, başta banka kartları ve kredileri olmak üzere borç içinde (yani geleceğini ipotek ederek) yaşamak “yeni normal” olmuşken, bu şartların müsebbiplerinden, “Türkiye Ekonomi Modeli”nin yılmaz savunucusu ve “epistemolojik kopuş”un mucidi Hazine ve Maliye Bakanı Nebati ise ayrı bir dünyada bulunuyor. Sayın Bakan’In et fiyatlarının pahalılığıyla ilgili, “Türkiye’nin damak tadı değişti, koyun eti ucuz ama tercih edilmiyor, bunu değiştirmek lazım” demesini Ortodoks mu yoksa Heterodoks bir bakış mı saymalı acaba? Sayın Bakan, “Dünyanın tamamı, gıda ile ilgili enflasyonist bir baskı altında” demekte, ki ortada böyle bir durum da yok.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi, Mart’ta geçen aya göre yüzde 2,1 gerileyerek 126,9 puan olurken, gıda fiyatlarındaki art arda düşüş 12. aya taşındı. FAO açıklamasına, endeks geçen yılın Mart ayındaki rekor seviyesinden yaklaşık yüzde 20,5 düştü. Yani, dünyada son 1 yılda gıda fiyatları yüzde 20,50 düştü, ancak aynı dönemde “ TÜİK rakamlarına göre” ise Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 67,10 oranında arttı!
Nasıl ki, “patlattıkları” enflasyon için de “dünyada yüksek enflasyon trendi” olduğunu söylüyorlardı, ancak Türkiye bu trendde de son derece olumsuz şekilde ayrışmıştı. Bunun bir uzantısı olan gıda fiyatlarında da durum aynısı maalesef. Yanlış ekonomi politikaları ve bunda kör bir inatla ısrar edilmesi ve tüm bunları da Yeni Ekonomi Modeli diye kerameti kendinden menkul bir ambalajla pazarlamaya devam ettikçe, bu tablo daha da kötüleşecek. Dünya, gıdayı geçen yıla göre daha ucuza tüketirken, Türk halkı çok daha pahalıya yiyor ve yetkililer de sebeplere kafa yorup hataları düzeltmek yerine ya Gıda Fiyatları İzleme Komitesi gibi ne işe yaradığı belli olmayan yapılar kuruyor, ya depo-market vs basıyor ya da talimatla fiyat sabitleme yoluna gidiyorlar. Ondan sonra da “tüm dünyada böyle olduğu” şeklinde propaganda yapıyorlar.
Gayri iktisadi ve akıl mantık dışı iktisat politikaları artık vatandaşa nefes alacak yer bırakmamış durumda. Bunun farkında olduklarından olsa gerek, siyasi iktidar da seçim sonrası için “zihniyet değişimi” mesajı veriyor. Her zamanki “seçime kadar aynı”, “seçimden sonra farklı politika” kısır döngüsüne sarılmaya hazırlanıyorlar. Ancak, “sandık”, bu kısır döngüyü bitirmeye namzet duruyor.