Asgari ücret, giderek Türk toplumu için bir “gösterge ücret” niteliğinden “temel ücrete” doğru dönüşürken, diğer her şeyi de etkiliyor. Emekli maaşlarına yapılan “kısmi iyileştirme” de buna bir örnek.
Kağıt üzerinde “en düşük emekli maaşının yükseltilmesi” olumlu olarak gözükse de, gerçekte “en düşük maaş” alanların sayısı artmış oluyor. “Yükseltilen” en düşük maaşın hala asgari ücretin altında olması ve asgari ücretin de tam manasıyla bir “sefalet ücreti” olmasını konuşmak yerine, kısmi bir iyileştirme üzerinden seçim öncesi siyasi rant devşirilmeye çalışılıyor. Toplumun büyük kesiminin eriyen reel gelirleri, ev ve araba sahibi olmak gibi standart niyetlerin bile imkansıza yakın bir noktaya varmasını konuşmak yerine başka şeyler konuşuluyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 7 bin 500 liraya yükseltilen “en düşük” emekli aylığı düzenlemesinden 8,8 milyon emeklinin yararlanacağını açıkladı. Emeklilikte yaşa takılanlar ( EYT) düzenlemesiyle 2 milyon 250 bin kişi emekli olacağı varsayıldığında toplam emekli sayısının 15,3 milyona ulaşacağı belirtiliyor. Bunların neredeyse yüzde 60’ı “en düşük” emekli maaşını alacak demektir bu. Aynı asgari ücrette olduğu gibi emekli maaşlarında da “en düşük” seviye, giderek “temel ücret” seviyesi haline geliyor. Topyekün fakirleşme her alanda sürmektedir.
Elbette ki, bir kısım emekliye yapılan iyileştirmenin diğerlerine yapılmamasındaki haksızlık ayrı bir fasıl. Maaşı 7501 lira olan, önceden en düşük seviyenin 2000 lira üstündeyken, artık sadece 1 lira üstünde yer alıyor. Ve hala asgari ücretten az alıyor. Yapılan işin mantığını anlayabilmek mümkün değil.
Bakanlık açıklamasında, “Emekli alt sınır aylığı 2020 yılında 1500 liraya, 2022 yılı Ocak ayında 2 bin 500 liraya yükseltilmiştir. 2022 yılı Temmuz itibarıyla 3 bin 500 liraya, 2023 yılı Ocak itibarıyla da 5 bin 500 liraya yükseltilmiştir. 5 bin 500 lira olan emekli alt sınır aylığı tutarı bu yılın Nisan ödeme dönemi itibarıyla da yüzde 36,36 artışla 7 bin 500 liraya yükseltilecektir” deniliyor.
Bakanlık aslında, hükümete olarak izledikleri gayri iktisadi politikalar neticesinde “patlattıkları” enflasyonu kabul etmiş oluyor bu açıklamayla. Kendi neden oldukları enflasyon nedeniyle “yapmak zorunda kaldıkları” maaş artışlarını, adeta insanlara bir lütufmuş gibi yansıtmaya çalışıyorlar. Yapılan artışların yetersizliği, emekli vatandaşlarımız çarşı-pazara çıkınca, geçim sıkıntısını bire bir yaşayınca ortaya çıkıyor zaten. Sefalet ücreti olan asgari ücretin bile altında bir seviyeye gelen en düşük emekli maaşını, adeta bir lütufmuş gibi sunmak da en başta insan onur ve haysiyetine saygı duymamak, kendi insanını yok saymaktır.
Sonuç itibariyle yapılan “iyileştirme” hala asgari ücret rakamının bile altında. Ki asgari ücret rakamının da açlık sınırının altında olduğunu biliyoruz. Hatta şöyle bir şey de var. Bu sene Diyanet’in belirlediği fitre miktarı günlük 70 lira, yani 4 kişilik bir ailenin günlük sadece karın doyurmak için 280 liraya, aylık da 8400 liraya ihtiyacı var demektir bu. Ki bu rakamın da mevcut fiyat seviyeleri ve gıda enflasyonu göz önünde bulundurulduğunda hayli iyimser olduğu da ortada.
Çalışanlar için de tüm ücret seviyelerinin giderek asgari ücrete yakınsaması gibi bir olgu söz konusudur. Mesela, bundan 10-15 sene önce asgari ücretin 3 misli kazanan öğretmenlerin, bugün 2 misli kazanması, bu daralan makasın bir numunesidir. Ki asgari ücret de aman aman artmış değil, hala ve hala bir sefalet ücretidir. Burada olan şey, toplumsal çapta bir fakirleşme ve servet transferidir.
Kamuoyunda “3 harfli marketler” olarak bilinen büyük indirim marketlerinden birisinin birkaç hafta önce açıkladığı faaliyet raporunda, 2022’de “daha önce müşterileri olmayan kesimlerin de artık müşterileri olduğu” tespiti var ki, hem ekonomik hem de sosyal arka planı olan bir duruma işaret ediyor. Özal döneminde canına okunan orta direk, AKP döneminde iyice eritilmiş ve artık alt-orta olarak tabir edilecek bir noktada, giderek de alt kesimlere doğru inmektedir. Uygulanan politikaların iktisaden ve aklen yanlışlığı ve bu yanlışlıkta manasız şekilde ısrar edilmesi, doğru sonuçları vermese iyi, aksine kötü sonuçları da fazlasıyla halkın cebini kemirme odaklı vermekte.
Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı 9 bin 590 TL, yoksulluk sınırı 31 bin 240 TL, bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” 12 bin 469 TL. Varın siz düşünün, yapılan “iyileştirmelerin” aslında iyileştirme falan olmadığını ve halkın süratle fakirleştiğini…