Bütçe açığı, 2021’de 192 milyar lira gerçekleşmişti. 2022 için de hedeflenen rakam önce 278 milyar lira olarak açıklandı, Eylül ayında ise yapılan düzeltme veya teknik tabiriyle “revizyon” ile birlikte açık hedefi 461 milyar liraya yükseltildi. “Açık hedefi” ifadesi başlı başına enteresan bu arada. “Hedef” fazla vermek değil de “açık vermek” olunca, ortada bir sorun olduğu da otomatikman ortaya çıkıyor zaten.

2023 yılı için de geçtiğimiz hafta açıklanan bütçe açığı hedefinin 659 milyar lira olduğunu öğrendik. Bunun 600 milyar lirasının “ doğal gaz ve elektrik faturalarına sübvansiyonlardan” oluşacağı belirtildi. “Devlet, milletin yanında” denebilir ama aynı hassasiyetin halkı fakirleştiren “gayri iktisadi” ekonomi politikalarını “kör gözün parmağına” şeklinde uygularken neden gösterilmediği sorusu geliveriyor akla. Bu alicenaplıkta 2023’ün seçim yılı olmasının büyük bir payı olduğu kesin. Geçtiğimiz senelerde neden gösterilmedi bu alicenaplık mesela?

2021 ve 2022 yıllarında bütçenin açık vermesinin, 2023 için de çok büyük bir bütçe açığı öngörülmesi, küresel ekonominin içinde bulunduğu şartlar ve özellikle enerji piyasasının allak bullak olmasının getirdiği ilave yüklerden ötürü anlayışla karşılanabilir. Ancak, küresel etkilerin yanında bir de Türk ekonomisinin yanlış idare edilmesinin ve bu yanlışlarda da ısrarın getirdiği yükler var ki, onları es geçmek olmaz. Bu manzara, sadece “küresel kaynaklı” denemez yani.

Mesela, bütçeden faize ödenen tutar, küresel koşullara bağlanamaz. Türkiye’nin artan risk primi (CDS), yurt dışından borç alma maliyetini artırıyor ama bunun arkasında da riski yükselten unsurların başında ekonomi yönetiminin tutarsızlıkları, yanlış hamleleri vs vs yatıyor. Bu riskler yükseldikçe, daha yüksek faizle borçlanılıyor (ki siyasi iktidar “borç almıyoruz, borç veriyoruz” türünde trajikomik ifadelerle arada sırada kitlesine mesajlar da veriyor) ve bütçeden borç ve faizlerine de çok bir ciddi bir kaynak aktarımı yapılıyor. Bu durumun Türkçesi, bütçenin rantiyeye akmasıdır.

Bütçe, Eylül ayında 78,6 milyar lira açık verirken, Ocak-Eylül dönemindeki açık ise 45,5 milyar lira olmuş. Bütçeden faize Eylül ayında 33,1 milyar lira; Ocak-Eylül döneminde ise 207,1 milyar lira akmış! 2023 bütçesinde öngörülen faz ödemeleri ise 565 milyar lirayı aşıyor. Korkunç bir rakam! Böylesi bir tutar, halkın cebinden rantiyeye akacak demektir bu. Rekor bir açık verecek olan bütçenin tek sorumlusu olarak doğal gaz ve elektrik sübvansiyonlarını göstermek de doğru olmaz. Faize akan servet, bütçeyi de delik deşik ediyor.

Merkez Bankası’nın politika faizini düşürmesi meselesi var. Resmi enflasyonun bile yüzde 85’i bulduğu bir atmosferde, enflasyonla faiz oranı arasındaki makas 70 puanı geçmişken, faiz oranının artıp azalmasının enflasyon veya piyasaların beklentisi üzerinde bir etkisi de kalmaması normal hakle geliyor. Faize mi yoksa oranına mı karşı oldukları pek anlaşılamayan ama kamuoyuna “yüksek faiz oranına” karşı olduklarını beyan eden iktidar sahipleri, faiz oranını indirmekle hatta sıfırlamakla faizin ortadan kalkmadığını anlamalılar önce. Faiz sıfıra hatta eksiye inince faizsiz sistem olmuyor, faizli sistem tam gaz sürüyor yine. Öncelikle kamuoyunu bu şekilde yanlış yönlendirmekten vazgeçmeliler.

Faizi indirmekle övünürlerken, bankaların yani faizcilerin, rantiyenin karlarındaki rekorlara da bir şeyler deseler keşke. Uyguladıkları politikanın neticesi bu çünkü. Enflasyonist ortamda hiçbir mantığı olmayan faizi indirme politikası net olarak bankaları ihya ediyor. Paradan para kazananlar, tarihin en parlak döneminin yaşıyorlar. Geçen yıla göre karlarındaki artış yüzde 300, 400, 500 seviyelerini buluyor. Bu mu yani faize karşı olmak!

“Faizi tek haneye düşürecek, bu zulmü kaldıracağız” diyen iktidar sahiplerine sormak lazım; bütçeden faiz ödemesine 565 milyar lira yani yaklaşık 30 milyar dolar ödemek bir zulüm değil midir? İktisadi koşulların aksine bir inatla enflasyonist ortamda yapılan faiz indirimlerinin bankalara yani rantiye “tarihin en büyük karlılık rakamlarını” sağlamak mı zulmü ortadan kaldırmak oluyor? Tarihin en faizci uygulamalarını yapıp da “zulmü kaldıracağız” dense de bütçenin rakamları ortada ve bu rakamlar da bütçenin “faiz bütçesi” olduğunu söylüyor. Zulmün kalktığı falan da yok!