Siyasetin “er meydanı” sayılabilecek olan seçimlerin hem kendine göre bir mantığı hem de matematiği vardır. Yazılı veya yazılı olmayan kurallarından da bahsedilebilir ama bunların en başlıcalarından birine bakmak gerek; Seçimler vaatlerle kazanılır! O bakımdan vaat vermek elzemdir. Somut, toplumdaki belli başlı meseleleri nokta atışı olarak çözmeye yönelik vaatler mesela..

Geniş halk yığınları rapor, taslak, program vs gibi teknik konulardan çok fazla anlamaz. Bunlara boğmadan somut vaatlerle ilerlemek gerekir. Yüksek siyaset yapmak gerekir, bunu da ilkeli ve planlı program yapmak şarttır ama bunu sahaya yansıtırken de geniş halk yığınlarına “spot” birtakım şeyler söylemek gerekir. Yapılan siyaseti kitlelere aktarma mekanizması bakımından bir yönüyle “popülist” bir tavır gerekir. Pragmatik, menfaatçi bir popülizm değil ama halkla irtibat kurmak anlamında bir iletişim aracı olarak tabi..

Demirel, ‘91 seçimleri öncesinde bugün bile hatırlanan “herkese 2 anahtar” vaadinde bulunmuştu. Bu vaatleri gerçekleştirmeyi bırakın, ekonomi kurmayları kadrosunda yer alan Çiller döneminde ‘94 krizi yaşandı, halk fakirleşti. Elbette ki halka vaatlerde bulunmak tabiri caizse desteksiz atmak olmamalıdır, ancak siyasetin teorik kısmına çok takılı kalmak da doğru olmaz, pratiğe yönelik şeyler söylemek elzemdir. Bugün o dönemi yaşamış herkes ‘94 krizini gayet iyi hatırlıyor. Ancak “2 anahtar” vaadi de (her ne kadar yanından bile geçilmemiş olsa da) hafızalarda yer alıyor. Vaat siyasetin halkla temasında çok güçlü bir argümandır.

Benzer şekilde 2002 seçimleri öncesinde Cem Uzan’ın bugün bile herkesin hatırladığı vaatlerinden bahsedilebilir. Hiçbir siyasi geçmişi ve duruşu olmayan bir iş adamı olarak kendi kanalında, çok izlenen Şampiyonlar Ligi maçlarının devre araları başta olmak üzere, hayli iddialı ve agresif vaatlerle insanların dikkatini çekebilmişti. Elbette ki bedava döner dağıtılan mitingleri de unutmamak gerek bu noktada. Bugün bile “mazot 1 TL olacak” vaadini hatırlıyoruz mesela. Bir siyasi iletişim meselesi olarak vaat olmazsa olmazdır.

Dolayısıyla siyasetin teorik ve fikri altyapısını ve çerçevesini oluşturmak elbette “aksi bile düşünülemeyecek” kadar elzemken, sonrasında da bunu “sahaya” yansıtmak, halka aktarabilmek de hayli önemlidir. Vaat, teoriyle pratik arasındaki bu bağlantıyı sağlar. Toplumun belli başlı meselelerine yönelik “çözüm önerileri” ve “yapılacaklar listesi”, geniş halk yığınlarına hitap eder bir basitlik ve çarpıcılıkta açıklanmalıdır muhakkak.

Muhalefet, mevcut “tek kişiye dayalı” garabet sistemin değişmesinden ve parlamentonun güçlendirildiği yeni bir sistemden bahsediyor devamlı olarak. Elbette, bu konu hale yola konmalı, Türkiye adamakıllı bir yönetim sistemine dönmeli ve bununla ilgili çalışmalar da yapılmalı. Elbette ki, halka yönelik söylemlerde de bunun yeri olmalı ama artık halkın başat sorunlarına yönelik nokta atışı çözümler de vurgulanmalı sanki. Sokaktaki adam, gündelik sorunlarının çözümü noktasında çaresiz hissederken, ona bir umut vermek gerekmez mi? Evine ekmek götürmekte, kirasını ödemekte, çocuğuna iş bulmakta, ev-araba edinmekte, insan gibi yaşamakta zorluk çeken milyonlar, çözüm önerileri ve yapılacaklar listesi duymak istiyor olabilir, ki çok da normaldir bu.

Bu bağlamda, mesela yabancıya konut satışına dair kısıtlama getirilmesi hususu toplumun zihnini meşgul eden bir husustur. Bu konu, kira ve konut fiyatlarındaki fahiş artışların başlıca nedenlerinden biridir çünkü. Mesela, otomobilde ÖTV’nin kaldırılması veya peyderpey azaltılması (elbette ki ikame edilecek kaynağı da belirterek) meselesi, sokaktaki adamın gündem maddelerindendir yine.

En düşük emekli aylığının ilk etapta asgari ücret seviyesine çıkarılması, 2008’deki düzenlemeyle yerin dibine sokulan aylık bağlama oranının insani bir seviyeye çekilmesi.. Emekli maaşlarının insanları çalışmak zorunda bırakmayacak seviyeye gelmesi.. Çalışanları enflasyona ezdirmeyecek bir ücret politikası yani eşel mobile geçilmesi.. Kamu kaynaklarının faizciye, bankalara, Kur Korumalı Mevduat vs denerek rantiyeye değil de halka aktarılacağının söylenmesi ve bunun sistematik şekilde ortaya konması.. Kamudaki israfın önleneceğinin garantisinin verilmesi.. “Az kazanandan az, çok kazanandan çok” bir vergi sistemi yani “adil vergi politikası” mesela..

Sözün özü, onlarca yüzlerce konu başlığı var ki, bu ülke insanını doğrudan ilgilendirmektedir ve çözülmeyi beklemektedir. Bu meselelerle ilgili somut ve kapsamlı adımlar paylaşılmalı, topluma umut ışığı aşılanmalıdır. Ne de olsa seçimler vaatle kazanılır..