Türbenin önündeki parkın içindeki büfeden sandviç alan gence içerlemişti bahçıvan.

Şeyhin karşısında bu Ramazan bari yeme oğlum demişti.

Zira en fazla bahçıvan görmekteydi, türbedeki şeyhin eksilmeyen zikrini.

Lakin ne gençte türbeyi görecek göz vardı.

Ne içinde yatanı merak edecek kalp.

Oysa 1800’lerin son çeyreğinde İstanbul, özel bir misafiri çok sever ve onun kendi memleketine gitmesini hiç istemez.

Şehir, Pertevniyal Valide Sultan’dan, şehzade Abdülhamit’e değin Tunuslu Şazeli şeyhi Zafir’i ağırlamaktan daima onur duyar.

Abdülhamit’in padişahlık sürecinde de Şeyh Zafir çok önemlidir.

Kuzey Afrikalı Müslümanların birleştirici çimentosudur.

Şeyh Zafir, sultanın kıymetlisi olmasına karşın bunu istismar etmeyecek bir zarafettedir, devlet işlerine karışmaz, “Benim görevim dua etmektir” der, eserlerini kaleme alır, öğrenci yetiştirir, sohbetlerle halkı irşat ederdi.

Şeyh herkesin hayranlık duyduğu bir asalette, bilge, erdemli ve zarif bir kişidir. Sarayla laubali olmaz, mesafesini korur, edepli tavırları ile ilgi odağıdır. Birtakım hırslara kapılıp, padişahın kendisine teveccühünü kullanmamış, daha ziyade sufi kimliğiyle görünmüştür.

Şeyhin sadece dini veçhesi yoktur, siyasi misyonu İslam Birliği’ni kurma yolunda Kuzey Afrika politikasında müspet bir motif olarak kullanılmıştır.

Sultan, kankası şeyhin Yıldız Sarayı’na yakın bir noktada yaşamasını arzulamış, birkaç kez şeyh memleketine gitmek istemiş, padişah bırakmamış, ona hürmeten Ertuğrul Tekkesi’ni inşa ettirmiştir.

Yanına da aile üyeleri ve İslam coğrafyasından gelen konuklar için iki ayrı konak inşa ettirmiş. Şeyhin çocuklarının tahsillerine özel bir ihtimam göstermiş, çocukları ve torunları da okuyarak ülke entelijansiyasında aktif rol oynamışlardır.

1888’de hayata geçen tekkede; cami ve tevhithane kısmı, selamlık, harem, misafirhane bölümleri bulunmaktadır. Ki sultanın Cuma selamlığı için buraya gelmesi kayıtlarda yer almıştır. Cemaat dağılınca kendisi de zikre katılırdı.

Tekke, ünlü misafirleri ile de öne çıkardı. Dünyanın her tarafından gelen misafirler burada konuk edilir, çeşitli hediyelerle kalplerinin Osmanlı’ya bağlılıkta her daim yumuşak kalmasına çalışılırdı.

Yapılar topluluğu, zamanında devlet görevlilerinin, aydınların cazibe merkezi olmuş, halkın yoğun ilgisine mazhar olmuştur.

Şeyh Zafir, 1903’te vefatına kadar İstanbul’da kaldı.

Bu tekkeye defnedilen Şeyh Zafir’e türbe, kitaplık, çeşme de yaptırılmıştır.

Türbe ve bahçesinde kardeşleri, evlatları, eşi ve torunları yatmaktadırlar.

Cezayir, Fas, Tunus, Libya dolaylarında çok saygın olan şeyh, bu bölgelerdeki Fransız sömürgesine karşı bağlıları olan Şazeli tarikatı dervişleri ile direnişi de örgütlemiştir.

İngiltere’nin Mısır’ı işgalini önlemeye gayret göstermiştir. Etkisinin kuvvetli olduğu Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye’de sultana sadakati kavileştirmeye çalışmıştır.

Saray mensubu Tir-Nigah Hanım’la evlenmiştir.

Geçmişte Kuzey Afrika’da etken olan tarikat bugün Avrupa’da revaç bulmaktadır. İlkeleri insanları cezbedecek güzelliktedir; 1-Allah’tan korkmak, yalnız ona sığınmak, 2- Yaşantımızda, Hz. Peygamber’in sünnetine uymak, 3-Olumlu ya da olumsuz koşullarda, insanlardan bir şeyler istememek, beklentiye girmemek.

Belki de her gün önünden geçip gitmektesiniz.

Beşiktaş’ı aydınlatan kandilin kim olduğunu bilin istedim.