Depremzedelerin eşyalarının yağmalandığını,
Hırsızların ülkenin her yerinden enkaz bölgesine akın akın geldiğini okuduk.
Lakin vatandaşı korumakla görevli yetkililerin hırsızlık yapması ile şaşkına döndük.
Önce, “ Deprem yardımlarını çalan emniyet müdürü açığa alındı”
haberi düştü ekranlara.
“ Gaziantep’in İslâhiye ilçesinde görevlendirilen ve görev bitimi depremzedelere dağıtılan bazı yardım malzemelerini resmi otobüse yükleyip evine getirdiği iddia edilen emniyet müdürü Y.I. açığa alındı.
Y.I.’nın evinde yapılan aramada jeneratör, büyük çadır, bağlantı kabloları, şişme yatak, uyku tulumu, seyahat çantası, bere, bot, yağmurluk kaban, küçük çadır, köpek maması, elektrikli ısıtıcılar ele geçirildi”.
İnsanlar nasıl olur diye şaşırdı.
Bu haberin şokunu atlatamadan bir başka emniyet görevlisi düşüyor medyaya;
“Komiser yardımcısının çantasından çıkanlar hayrete düşürdü
Hatay'da deprem bölgesinde görevlendirilen Sakarya Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Komiser Yardımcısı H.G., iddiaya göre görev saati dışında İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bekçi S.Ö.'yü yanına alarak araçla enkaz bölgesine gitti. Bir süre sonra H.G., enkazdan aldığı çantayla bölgeden ayrıldı.
Yol kontrolü yapan polis ekipleri H.G. ve bir bekçinin bulunduğu araçtan şüphelenerek durdurdu. Araçta yapılan aramalarda H.G.'nin çantasında çok sayıda ziynet eşyası, döviz ve elektronik cihaz ele geçirildi.”
İnsanların canlarını, mallarını korumakla, asayişi sağlamakla görevli emniyet mensuplarının bu hale düşmesi üzücü.
Okullarda acaba bu konular üzerinde durulmuyor mu ya da ailede manevi eğitim almamış mı bu görevliler?
Nasıl vicdanları kabul edebildi, ölmüş insanların ziynet eşyalarını.
Elbet altın ve değerli eşya tutkusu herkeste bir değil.
Bu haber de göz aydınlığı ferahlığında;
“6 Şubat depremlerine Hatay’da yakalanan ve depremin ardından ailesiyle Mersin'in Mut ilçesine giden Millî Gazete dağıtıcısı Ali Çetinkaya, Kızılay tarafından kendisine verilen yastığın içinde bulduğu altınları, tutanakla polise teslim etti.
Eşi ve çocuklarının depremden sonra yaşadıkları Hatay'dan Mut'a geldiğini bir hafta sonra öğrendiğini, ardından kendisinin de geldiğini belirten Millî Gazete dağıtıcısı Ali Çetinkaya, "Eşim ve çocuklarım benden bir hafta önce Mut'a gelmişler. Telefon olmadığı için onların izini kaybettim. Bir hafta sonra Mut'ta olduklarını öğrendim, AFAD’ın sayesinde ben de Mut'a geldim. Burada Kızılay'a müracaat ettim. Yatacak, kalacak bir yer var mı diye. Kızılay da bana yardımcı oldu. Yatacak yer, yastık, yorgan verdi. Akşam eve gittiğimde kafamı koyduğumda yastıkta sert bir madde hissettim. Sonradan içine baktığımda, içinde bir bilezik kutusu olduğunu gördüm. Kızılay'a gelip tutanak karşılığında çağrılan polislere teslim ettim"
Depremzede Ali Çetinkaya’nın belki cebinde beş kuruşu kalmamıştı, lakin onuru bitmemişti.
Dağ gibiydi insanlık haysiyeti.
Herkese yaman bir ders verdi.