Bu başlık Saffat Sûresi’nden,
Rahman’ın hitabı omuz omuza saf tutanlara,
Saf tutanları çok önemli buluş,
Hitaba gereksinim duyuş.
Sırat-ı Müstakim davranış bekleyiş.
Adalet, eşitlik, insanlara iyi muamele ile donanmış görmeyi isteyiş.
Kibirden azade olmayı,
Harabat ehline edepli davranmayı,
Amirin memurunu dinlemeyi,
Azarlamamayı, dışlamamayı, hayallerini yıkmamayı anımsatış.
Saf saf duranların işi zor.
Evdeki eşini incitmemesini, sesini yükseltmemesini, zarafetini unutmamasını.
Saf duran kadının çocuklarına kötü davranmamasını, dövmemesini, bağırmamasını, ayrımda bulunmamasını, bir kuş yavrusu gibi ne beslerken ne de sevgi gösterirken birini diğerine tercih etmemesini.
Ergenin sıkıntılı döneminde hata yaptığını kabul etmesidir ebeveynin.
Dışarıdakilerden özür dileyen babanın evladına da demesidir.
Biraz daha sabırlı, hoşgörülü olabilmesidir annenin, ayağından çıkardığı terliği savurmadan önce.
Herkesin içinde çocuğuna “zaten ne zaman bir şey başardın ki” dememesidir.
Yaşlılığında kendisine bakan gelinine teşekkür etmesidir.
Mağazasındaki tezgâhtara, kasiyere, temizlik elemanına nezaket, saf duran patronun boynunun borcudur.
Onları aç, açık koymamalıdır.
Adaletli düzen istiyorum deyişlerinin lafta kalıp da, işçisinin maaşından kısmamasıdır.
İnsanca bir yaşam için elinden geleni yapmasıdır.
Saf duranın tevazu sahibi olmasıdır.
Akif gibi sevmediği kişi olsa bile, haksızlığa uğradığında karşı çıkabilmesidir.
Trafik işaretlerine uymasıdır.
Saf duranlara kurnazlık, menfaatçilik, yasaktır.
Akraba tarlasını üzerine geçirmek,
İnşaatın kumundan çakılından çalmak.
O iflah olmaz para kazanma hırsından cinayete varan evler yıkmak, ocakları söndürmek
Ah ki ah,
Saf duranların en hayıflandığım ahlaki çöküşü.
Yoksul yakınlarının düğünlerinde hep çok acil işleri çıkmıştır.
Velev ki bir devletlû evlene.
Uzun kuyruklarla hararetli Ağustos öğleninde birbirlerini kıra, yıka; takı takma yarışındadırlar.
Elbet yine de saf duranların en parlak yıldızları aramızda.
Define o viranededir.
Herkesin tiksindiği, sahiplenmediği sakat kediler onun saraylardan aziz hanesinde krallar gibi ağırlanmaktadır.
Var birkaç yıldız daha elde,
Karıncaların mutfağını ele geçirdiği o ilkbahar günlerinde komşusunun, “sıksana şunların üzerine zehir” diyen zalimliğine her seferinde içerleyip de.
Buğdayları, bulgurları karıncalara ikram edip “haydi buyurun rızkınızı yuvanıza gönül ferahlığıyla taşıyın” diyen.
Evindeki bütün eşyaları kaldırıp yoksullara dağıtan, üst katını ilim talebelerine açan, onların bütün ihtiyacını, kendi gereksinimlerinden elzem gören.
Ya da sekseninde ağrıyan ciğerine, bel fıtığına aldırmadan başladığı ilim serüveninde okumanın, öğrenmenin mutluluğunu yaşayan,
Öğrendiği her bilgi ile ben geriye doğru gençleşiyorum diyen bilge kadın.
Sesleri su şırıltısı, ay ışığı parlaklığındaki tebessümleri ile çevrelerine ışık katmaktadırlar.