İnsan acılarla olgunlaşır. Zor zamanlarda yetişir büyük insanlar. Sorunlar büyüdükçe mücadele azmi de artar. Her bir problem yeni çözüm arayışlarının ateşini körükler. Nasıl ki konfor insanı çürütüyorsa çile de tam aksine yeşertir. İnsan sorunlarla boğuştukça hayatla mücadele yetkinliği gelişir. Acılar içerisinde büyüyen insanların hayata bakış açısı her zaman makule en yakınıdır. Acılar çoğaldıkça problem çözme yeteneği güçlenir. Sabır ile hareket etme kabiliyeti artar insanın. Emeğin, alın terinin, mücadelenin ne demek olduğunu hayatın zorlukları öğretir insana. Acılar içerisinde yetişen insanlar akşam olduğunda ağlayıp, sızlanmazlar. Bilirler ki az bir zaman sonra mutlaka güneş doğacaktır. Onlar, güneşin doğacağı anın heyecanı ile ellerinden geleni yapmaya devam ederler. Sonuçlara takılmazlar. Hedefe kilitlenmenin edebiyatını da yapmazlar. Üzerlerine ne düşüyorsa gereğini yaparlar. Onun için her zaman ve şart altında rahattırlar.
Bir de hayatın konforlu alanlarında çay kahve muhabbetleri ile yaşayıp gidenler vardır. Çok iyi konuşurlar, anlatırlar, edebi metinler döşerler, mış gibi yapılan işlerin üstatlarıdır bunlar. Konfor alanları uğruna gerekeni yapmakla geçer hayatları. Konforlarını bozacaklarla uğraşırlar sadece. Bunlar, içlerinde bulundukları işlerde başarılı olmak yerine siyasi manevralarla adam harcamaktan başka bir şey yapmazlar. Yeter ki çalışma arkadaşları kendilerine yalakalık yapmamaya görsün. Bir an bile gözünün yaşına bakmadan en samimi dostlarını harcamaktan geri durmazlar. Bu konformistlerin başarıları hep gelip geçicidir. Günü birlik balon işlerle vakitlerini harcarlar. Elle tutulur kalıcı işlere imza attıkları görülmemiştir. Birçok alanda çok şey yapıyormuş gibi görünmek isterler ama başladıkları işlerin çoğu yarım yamalaktır ve işleri hep yarı yolda dökülür, tuzla buz olur gider. Belli alanlarda uzmanlaşma ve marka olma konusunda oldukça beceriksizdirler. Emek isteyen işlerden anlamadıkları için genelde uzak dururlar. Reklam ve tanıtım konusuna hassaten ağırlık vererek başarısızlıklarını gizlemeye çalışırlar. Takım çalışması konusunda verimsizliğin kitabını yazmışlardır. Farklı fikirleri bir arada tutma yetenekleri sıfıra yakındır. Sadece kendileri gibi düşünenlerden konfor alanları oluşturarak nitelikli insanların harcanmasına çanak tutarlar. En kötüsü de içlerinde bulundukları bu sefil durumun farkında bile değildirler.
İşte hayat, bu iki grubun mücadelesinden ibarettir. Konformistler ve zor zamanların adamları. Ne acıdır ki, yaşadığımız toplumun kazananı genelde konformistlerdir. Yalana, sömürülmeye alışmış, açlık ve yoklukla mücadele eden, köle düzeninde yaşam mücadelesi veren insanların olduğu toplumda elbette kaliteden bahsetmek oldukça zordur. Yalanların doğruları param parça ettiği bir ortamda mücadele vermenin ne demek olduğunu anlatmaktan daha zor ne olabilir. Yalan ve iftira ile mücadele etmenin zorluğunu kime nasıl anlatabilirsiniz ki. Bu durum hayatı boyunca köle olarak yaşamış birine özgürlükten, özgürlüğün ne kadar güzel olduğundan bahsetmek gibidir.
Daha anlatacak çok şey var ama anlatacak derman var mı derseniz, pek kalmadığını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Artık en önemli konumuz umut olsa gerek. Umudu yaşatmak! Umudu yaşatmak belki de son viraj olsa gerek. Son virajdan sonra yol nereye çıkar bilinmez ama umudu yaşatmaktan, umudun ölmesine engel olmaktan başka çaremiz kalmadı. Umudu öldürenlerin bundan haberi olmadığı aşikâr. Hayatımız, umudu yaşatmaya çalışanların neler çektiğini izlemekle geçti, bugün de durum bundan farklı değildir. Hayatın anlamı nedir diye soranlar bilsin ki, hayatın anlamı umudu yaşatmaktır. Umudu yeşertmek ve yaşatmak isteyen dertli dava adamlarına selam olsun.