Bağımsız Filistin Devleti

Filistinliler, kendi ülkelerinde bir türlü devlet kuramadıkları gibi bu yönde mücadele verenler de yahudiler tarafından sürgününe maruz bırakılmışlardı. Mecburen örgütsel faaliyetlerini, başka ülkelerde devem ettiriyorlardı. Tabii batılıların kışkırtması ve desteğiyle, İsrail’in de komşu İslâm ülkelerindeki Filistin kamplarına ve Filistin’deki müslümanlara yönelik katliam hareketlerinin ardı arkası kesilmiyordu. Bu durum, Filistinli örgütlerin birlikte hareket etmelerinin de önünü kesiyor ve arkasından kopmalara neden oluyordu. Bu anlamda Lübnan’da faaliyet gösteren gerilla kampı, İsrail saldırıları yüzünden bu ülke halkını sıkıntılara maruz bırakıyordu. Netice itibariyle burada faaliyet gösteren örgüt, Ağustos 1982’de Lübnan’dan ayrıldı. Bu durum beraberinde parçalanmayı da getirdi. Muhtelif sayılardaki örgüt üyeleri, Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Sudan ve Yemen’e gittiler. Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri Yaser Arafat da yaklaşık bin kişilik bir gurupla Tunus’a gitti. Öte yandan El-Fetih Örgütü de Yaser Arafat’ı desteklediğini açıkladı.

Devlet olmaları yönündeki bütün formülleri, İsrail tarafından engellenen Filistinliler, Aralık 1987’de yahudilere karşı intifada (taşlı mücadele hareketi) başlattılar. Yaklaşık bir yıl sonra da Filistin Milli Konseyi, 15 Kasım 1988’de Cezayir’de yaptığı toplantıda, sürgünde bağımsız Filistin Devleti’ni kurduğunu ilan etti. 

Yeni devleti 40’a yakın ülke tanıdıysa da Amerika tanımayan ülkelerin başında geliyordu. Filistin Devleti, bu durumu kırmak için ilk bir ay içerisinde Birleşmiş Milletlerin 242 sayılı kararı çerçevesinde İsrail’i tanıdığını ve intifada hareketini durdurduğunu ilan etti. Buna rağmen Amerika, Filistin Devleti’ni tanıdığına dair her hangi bir açıklama yapmadı.

Filistin halkının kendi geleceğini belirlemesi ve meşru haklarını elde edebilmesi gibi konuların görüşüleceği bir konferansın düzenlenmesi adına Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1989'da aldığı 44/42 sayılı kararla bir konferans düzenlendi. Yapılan toplantıda bir takım tedbirler alınması için tartışmalar sürdüğü sırada Irak, Kuveyt’i işgal etti. Bu durum bir anda Ortadoğu’da gündemin ve dengelerin değişmesine neden oldu. Böylelikle Filistin meselesinin çözümü de bir kez daha sekteye uğramış oldu. Tabii bütün bunlar batılıların hilelerinden başka bir şey değildi. Zira onlar kendi menfaatleri olmayan hiçbir problemin çözülmesini istemezler.

Amerika’nın Ocak 1991’de müdahalesiyle Irak Kuveyt’ten çekildi. Filistin sorununun yeniden gündeme gelmesi ise Ekim 1991’e sarkmıştı. Aynı yıl Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bölgede tek süper güç olan Amerika’nın taraflara baskısıyla İsrail ve Filistin arasında yeniden barış görüşmeleri başladı. Madrid’de yapılan görüşmelerden İsrail’in uyuşmaz tutumu yüzünden bundan da bir sonuç çıkmayacak ve buna karşın Filistinliler, yeniden intifada hareketine başlayacaklardı. Hareketin kısa sürede büyümesiyle İsrail, geri adım atmak zorunda kalarak, Gazze ve Eriha’dan askerini çekmek zorunda kalacaktı.

1993 yılı ekim ayında Filistin Kurtuluş Örgütü, kendilerini Filistin halkının temsilcisi olarak kabul eden İsrail’i resmen tanıdı. Arkasından bir takımşartlar yerine getirildikten sonra İsrail Gazze ve Batı Şeria’dan çekildi. Filistin Kurtuluş Örgütü ise bu topraklara yerleşerek otorite kurmaya başladı. Ancak, İsrail ne barış bildi ne de anlaşma tanıdı. Öyle ki Batı Şeria’yı içten içe işgal edip durdu. Sanki kendi topraklarıymış gibi bölgede yeni yerleşim yerleri kurdu. Diğer taraftan Filistinlilerin yaşadıkları semtleri adeta bir hapishane haline getirdi. Gazze’ye gelince burada sürekli sudan bahanelerle saldırılar düzenleyip katliam yapıyor. Canları istedikçe uyduruk bir takım nedenlerle Filistinlileri yakalayıp haksız yere yıllarca hapse atıyor, eziyet ediyorlar.

...

Siyonistlerin Arz-ı Mev’ud planları zaman zaman sekteye uğrasa da, bir takım nedenlerden ötürü duraklama süreçleri geçirse de hiç bir zaman iptal etme gibi düşünceleri olmadı. Çıkan engelleri uzun bir zaman dilimi geçse de aşmaktan başka bir yol tercih etmediler. Nihai hedeflerine ulaşmak için üçüncü bin yılın başı itibariyle Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında yeni bir projeyi devreye soktular. Filistin sorunu, bir türlü çözüme ulaşmadığı gibi BOP denilen ne menem projeyle diğer İslâm ülkelerinde de çok daha fazlası ortaya çıktı. Hem de utanç verici katliamlar ve işgaller versiyonuyla.

Şayet, İslâm ülkeleri bir takım elzem tedbirler almazlarsa İnsanlık adım adım üçüncü dünya savaşına doğru hızla yol almaya devam edecek. İşte böylesine büyük bir belanın defedilmesi için Türk Devleti ve Türk Milleti’ne büyük sorumluluklar düşüyor. Bunun için de yöneticilerin acil kararlar alması gerekiyor. Olmazsa görev millete düşüyor. Bu tarihi sorumluluğun farkında olmak zorunluluğu vardır. Bu sorumluluk, Milletin kendi öz görüşü olan MİLLİ GÖRÜŞ’Ü bir an evvel iktidara taşımasıdır. Bu kesinlikle hamaset değildir.

Bitti.