Türkiye ilginç bir ülke gerçekten. Her türlü sorumluluğun vatandaşın üzerine yüklendiği, buna mukabil her türlü imkânın yönetenlere verildiği bir ülke. Avrupa ülkelerinde devlet vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için varken, Türkiye ve geri kalmış ülkelerde ise vatandaşlar sorunlarını kendisi çözmek zorunda.

Her konuda olduğu gibi riskli yapılardaki sorunları da vatandaş kendisi çözmek zorunda. 16.05.2012 yılında çıkartılan 6306 sayılı Kanun’la riskli konutların yıkımı kolaylaştırılmıştır. Eskiden riskli yapının yıktırılması için 2/3 (üçte iki) çoğunluk gerekmekteydi. Yapılan değişiklikle bina sakinlerinden birinin müracatıyla binada inceleme başlatılmakta, eğer yapı riskli görülürse yıkım süreci başlatılmaktadır.

6306 sayılı Kanun’un 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle, mülk sahiplerinden birinin o yapının riskli olup olmadığının incelenmesi için başvurada bulunması ve ilçe belediyesinin binadan karot örneği almasıyla başlayan sürecin sonunda “yapı risklidir” kararı çıkarsa süreç başlamakta ve 90 günde bina boşaltılmaktadır. Bina risk teşkil etmiyorsa bile belediyeler gelecekte problem yaşamamak adına yapının riskli olduğuna yönelik karar vermekte, özellikle 2000 yılından önceki yapılar, 2018 yılında çıkartılan deprem yönetmeliğine uygun olmadığından genellikle riskli yapı ilan edilmekte ve yıkım kararı verilmektedir.

Yapıların risk tespit ücreti ve yıkım masrafları da vatandaşlardan tahsil edilmektedir. Bu konuda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklaması şöyle: “Riskli yapı tespitleri ve yıkım işlerinin masraflarını malikler karşılayacaktır. Riskli yapı tespiti ile yıktırma işlemlerinin bakanlık veya idare tarafından yapılması hâlinde, tespit işleminin masrafı ile yıktırmanın masrafları, ilgili tapu müdürlüğüne bildirilecek ve tapu müdürlüğünce, binanın paydaşlarının müteselsil sorumlu olmalarını sağlamak üzere tapu kaydındaki arsa payları üzerine, masraf tutarında müşterek ipotek belirtmesinde bulunulacaktır.”

Vatandaş, binanın risk tespit ve yıkım masraflarını karşılamak, binanın dönüşüm sürecinde kiralık ev bulmak, binanın yapımı için müteahitle anlaşmak ve en önemlisi de yapım masraflarını karşılamak zorunda. Bundan da öte 2/3 (üçte iki) çoğunlukla bina yapımı konusunda anlaşmak zorunda.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, anlaşmazlık durumunda mülkün nasıl satılacağı hakkında şu açıklamayı yapmaktadır: “2/3’lik çoğunluk ile alınacak karara katılmayanların bağımsız bölümlerine ilişkin arsa payları, rayiç değerinden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılacak. Paydaşlara satış olmaz ise, bu paylar, bakanlıkça satın alınacak ve 2/3 çoğunluk ile alınan karar uyarınca değerlendirilecektir.”

Riskli yapıyı yenilemek zorunda olan vatandaş, aslında bütün aşamalarda tek başına bırakılmış vaziyette. Riskli yapıyı tespit, risk raporunun verilmesi sonrası yeni eve taşınma yani kiralık ev bulma; binanın yapımı için müteahhitle anlaşma, bankalardan kredi gibi birçok sorunla baş başa bırakılmış. Buna göre faize girmek istemeyen vatandaşların riskli yapıyı yenilemesi imkânsız hale getirilmiş. Vatandaş faizli de olsa kredi kullanmak istese bile maliyetlerin artışı oranında istediği miktarda kredi bulamamaktadır.

Riskli yapı ilan edilmiş bir yapının metrekare yapım maliyeti en az 13-15 bin TL. Bu da 70 m² dairenin yenileme maliyetinin 1 milyon TL’den aşağı olmadığını gösteriyor. Elinde peşin parası olmayan vatandaşın bu miktarı faizsiz şekilde denkleştirmesi mümkün gözükmüyor. Faizli krediye tevessül edenlere dahi, devlet 600.000 TL’den fazla kredi vermemektedir. Kaldı ki gerekli krediyi bulsa bile vatandaşa toplam maliyeti faizle birlikte 1.5-1.8 milyon TL’ye, aylık ödeyeceği taksit 15-20 bin TL’ye çıkmakta. Yani devlet, vatandaşını açıkça faizli krediyle evini yenilemeye mecbur etmektedir.

Vatandaşın riskli yapıyı yenileme sürecinde kiraya çıkma konusu da sıkıntılı. Mevcut piyasa şartlarında kiralık ev fiyatları ortalama 10.000 TL civarında. Devlet 1.500 ile 2.000 lira arasında kira yardımı yapmakta. Bu miktar, piyasanın çok altında. Başka bir konu ise, evini yenilemek isteyen vatandaş, bir taraftan evini yenilemek, diğer yandan kira ödemek zorunda. Üstelik bu şartlar altında faize bulaşmakta.

Bir taraftan ülkenin sınırlarının yabancılara açılmasıyla konut stokunun yetersizliği ve fahiş kira fiyatları, diğer yandan ev sahiplerinin şımarıklığı ve bir yıllık taahhüt ve tahliye beyannamesi imzalatması. Başka bir konu ise, evini yenilemek isteyen vatandaşın depreme dayanıklı ev stoku azlığından yıktırdığı yapı benzeri riskli bir yapıya kiracı olarak çıkması.

Netice itibariyle, devleti yönetenler, riskli yapıların yıkımını kolaylaştırmış ancak yapımı için gerekli adımları atmamıştır.

Devlet, vatandaşını faize bulaştırmadan, riskli yapıların dönüştürülmesini pekâlâ sağlayabilir. Bunun için inanç ve irade lazım.