Nemelazımcı, lakayt, umursamaz, boş vermişlerin lügatinde en çok;
“Bana ne, sana ne, ona ne,
Karışma, etliye sütlüye karışma,
Eğerim başımı, görürüm işimi, alırım maaşımı,
Ayıya dadanmaktansa çalıyı dolanmak iyidir,
Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı diyeceksin,
Beni sokmayan yılan bin yaşasın…” kelimeler ve cümleler okunur ve ezberlenirmiş.
Bunlar, vurdumduymaz ve saygısız olduklarından, boş vermişliklerinden bu dünyada hastalıklara da en açık kişiler olurlarmış.
Hani bu nemelazımcıları en iyi anlatan, Almanya’da bir papazın çokça tekrarlanan bir cümlesi vardır:
“Naziler geldiklerinde önce Yahudileri götürdüler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.
Aydınları götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü aydın değildim.
Muhalefeti götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü muhalefet değildim.
Peşinden Çingeneleri götürdüler, sesimi çıkarmadım, demokratları, sosyalistleri, liberalleri götürdüler sesimi çıkarmadım çünkü hiçbiri değildim.
Sonunda benim için geldiklerinde gördüm ki, ses çıkartacak kimse kalmamıştı.”
Rabbimiz:
“... İyilik ve takvada yardımlaşınız, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayınız. Allah’tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir” buyurur. (Maide Sûresi, ayet 5/2)
Sevgili Peygamberimiz, bu nemelazımcılık hastalığının çok büyük bir bela olduğunu bildiğinden, bütün insanlığı uyarmış ve “nemelazımcılığın” Arapça karşılığı olan “immea”cılığı yasaklamış ve şöyle buyurmuş:
“Sakın, “Eğer herkes iyilik yaparsa ben de yaparım, herkes kötülük yaparsa ben de yaparım” diyen nemelazım/immeacılardan olmayın. İnsanlar iyilik yaparsa iyilik yapmayı, kötülük yaparsa kötülük yapmamayı içinize yerleştiriniz. (Tirmizi, sünen, K. Elbirru vessıle, babül ihsan)
İbn-i Mesud (r.a.) “immea”yı açıklarken “Rüzgâra göre akan adam” demiş. (Haraiti, İ’tilal-ül kulub 1/399)
Rüzgâr gülü gibi başkasının yeline göre yön değiştirenlerin bir gün gelir yerinde yeller eser.
Hevasıyla hareket edenler, hava basarak şişirilenler, arkadan gelen rüzgârla uçabileceğini zannederek havalanmaya yeltenenler bilsinler ki, gelen yel, sam yeli olup, yeşeren her şeyi yakıp yıkıp yok edebilir.
Sevgili Peygamberimiz:
“Mü’minler, sevgide, merhamette, şefkatte, bir vücudun organları gibidirler. Onlardan biri hastalandığında bütün vücudun organları birbirlerini yardıma çağırırlar uykusuzluk ve ateşte birlikte olurlar” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K.Birr Bab 17)
Dişiniz veya başınız ağrırken eğer felç olmamışsanız “bana ne” deyip derin bir uyku çekmeniz mümkin değildir.
Dünyanın öbür ucundakinin derdini dert edinebiliyorsanız, dünyanın başına dert açanların yanında değil, karşısında iseniz felç değilsiniz.
Nevres-i Kadim’in, kendi yüreğime kor düştüğünde ben, yine de kendi derdimi kor, lalenin ve gülün yanağındaki ateşe ağlar gezerim anlamındaki:
“Kendi derdim kor, elin derdine ağlar gezerim
Lalenin dağı, gülün ateşi yandırdı beni” şiiri ne güzel ifade ediyor.
Rabbimiz, İslam ümmetini tarif ederken, bütün dünyaya iyiliği yaygınlaştıran, kötülüğü engelleyen insanlar olduğunu ve bunu da imanla yaptıklarını söyler:
“Siz, insanlar için çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten yasaklar, Allah'a iman edersiniz. Ehl-i Kitap da iman etse idi, onlar için daha hayırlı olurdu. Gerçi içlerinden iman edenler vardır. Çoğunluk fasıktır.” (Âl-i İmran Sûresi, ayet 3/110)
“Nemelazım” değil, “bana lazım” diyeceğiz.
Efendimiz’in hadisine uyarak gördüğümüz bir kötülüğü elimizle değiştireceğiz. Buna gücümüz yetmezse dilimizle değiştireceğiz. Buna da gücümüz yetmezse kalbimizden bu işin kötü olduğunu çıkarmayacağız ve buğz edeceğiz.
“Bir tek ben varım, benden ne çıkar” demeyin.
Unutmayın ki, “bir mıh bir nalı tutuyor, bir nal bir ayağı, bir ayak bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu ve devleti tutuyor.”
“Bir mıh ne yapar?” diyerek gözünü, kulağını, ağzını kapatan üç maymunlardan olmayın ve adam gibi bir Müslüman olmaya çalışalım.