Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması AKP içerisinde ciddi görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkardı. Parti içinde üç farklı yaklaşımın tartışıldığı belirtilirken, özellikle “CHP’ye mağduriyet fırsatı doğurduk” yorumları kulislerde geniş yankı buldu.
İmamoğlu'nun tutuklanması AKP içinde tartışmaları alevlendirdi
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanarak görevden alınması, sadece muhalefet cephesinde değil, iktidar partisinde de derin tartışmalara yol açtı. AKP kulislerinde konuşulanlara göre, bu gelişme partinin üst düzey isimleri arasında ciddi görüş ayrılıklarına neden oldu. Parti içinde İmamoğlu’nun tutuklanması süreci üç farklı yaklaşımla değerlendiriliyor.
Gerçek Gündem’den Ünsal Ergel’in haberine göre, AKP içerisinde bu süreci destekleyen, zamanlamasını eleştiren ve tamamen siyasetten bağımsız olması gerektiğini savunan üç ana görüş öne çıkıyor.
1. Görüş: “Operasyon gerekliydi, yolsuzluk büyüktü”
AKP içerisindeki ilk grup, İmamoğlu’nun tutuklanmasının tamamen yerinde ve hukuki bir gereklilik olduğunu savunuyor. Bu görüşte olanlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde son 5 yılda büyük çaplı yolsuzlukların yapıldığını iddia ediyor.
Özellikle İmamoğlu’nun adaylık sürecinde oluşturulan finansal yapıların şeffaf olmadığı, ihalelerde usulsüzlük ve kaynakların belirli gruplara aktarıldığı öne sürülüyor. Bu kesim, yargının görevini yerine getirdiğini ve siyasi kaygı güdülmeden yolsuzlukla mücadele kapsamında hareket edildiğini belirtiyor.
Bir AKP'li yöneticiye göre, “Halkın parasını korumak bizim temel görevimiz. Kim olursa olsun, hata yaptıysa bedelini ödemeli. Bu süreç asla siyasi değil, tamamen hukukidir” sözleri dikkat çekiyor.
2. Görüş: “CHP’ye mağduriyet kazandırdık, zamanlama hatalı”
Parti içindeki ikinci grup ise, İmamoğlu’na yönelik yapılan bu operasyonun sonuçlarının AKP aleyhine işlediğini düşünüyor. Bu gruba göre, operasyon İmamoğlu’nu siyaseten güçlendirdi ve CHP’ye “mağduriyet üzerinden siyaset yapma zemini” sundu.
Özellikle Saraçhane’de düzenlenen miting, sosyal medyada büyüyen destek ve uluslararası kamuoyunun tepkileri, bu grubun haklılığını ortaya koyan örnekler olarak gösteriliyor. Bu kesim, sürecin daha dikkatli yönetilmesi gerektiğini ve hukuki adımların siyasi kazanım sağlamayacak şekilde atılması gerektiğini savunuyor.
AKP içindeki bu eleştirel grubun dillendirdiği bazı ifadeler şöyle:
“Her adımın siyasi sonuçları hesaplanmalı. Hırsızlıkla mücadele elbette önemli ama bunun yolu bu olmamalıydı. Şimdi İmamoğlu, mağduriyet söylemiyle daha fazla destek topluyor. Bunu engellemenin başka yolları olabilirdi.”
3. Görüş: “Yargı siyasetten bağımsız olmalı”
Üçüncü yaklaşım ise daha ilkesel bir çizgide duruyor. Bu gruptakiler, yargı sürecinin siyasete alet edilmemesi gerektiğini ve İmamoğlu özelinde yaşananların bağımsız yargı ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Bu kesim, CHP’nin her yargı adımını siyasi malzeme olarak kullandığını belirtirken, AKP’nin bu tür konularda taraf gibi görünmemesi gerektiğini ifade ediyor. Yargının bağımsızlığına gölge düşürülmesinin, sadece CHP’ye değil, devletin kurumlarına da zarar vereceği görüşü hakim.
Bu grup içinde yer alan bir kaynak, sürece dair şu ifadeleri kullandı:
“Yargının attığı her adım hükümete mal ediliyor. Bu yanlış bir algı. Biz siyaseti yaparız, yargı görevini yapar. Kurumların bağımsızlığını korumazsak toplumun devlete güveni sarsılır.”
Parti içinde 'iletişim krizi' değerlendirmesi
AKP kulislerinde konuşulan bir diğer başlık ise iletişim stratejisi. Özellikle İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanması sonrası gelişmelere dair açıklamaların gecikmesi, toplumsal algının CHP lehine şekillenmesine yol açtı. Bu noktada, AKP’nin kriz iletişimi konusundaki yetersizliğine dikkat çekiliyor.
Bir yetkili, “Kriz büyürken, kamuoyunu doğru bilgilendirecek bir stratejimiz olmadı. Bu da CHP’nin mağduriyet söylemini güçlendirdi” diyerek durumu özetliyor.