Dijital Münafık

Abone Ol

Ramazan demek bir anlamda misafir demekti.

İnsanla iç içe bir sosyal aktivite olup çıkardı.

İftara hatta sahura konuklar olurdu.

Şimdi mümkün mü evlere misafir kabul edilebilsin.

Sadece akrabalar, arkadaşlar, komşular değil,

Sokağın sonundaki hiç tanınmayan bilinmeyen garip ya da yaşlı dul hanım mutlaka sofraların baş tacı edilirdi ki.

Rahmet ayından daha fazla sevap hâsılatı sağlanabilsindi.

Konuklar artık dışarıda ağırlanmakta.

Evlerde kimse uğraşıp yorulmak istememekte.

Dahası çekirdek ailenin dışındaki geniş aile bireyleri bile artık davet edilirlerse randevu ile evlatlarının evlerine gidebilmekteler.

Aile, senenin o en önemli günleri olan Ramazan ya da bayramlarda buluşsalar da, genç nesli hatta çocukları odalarından alıp salondaki sofraya getirmek mümkün değil.

Çocuklarla değil yaşlılar arasında,

Anne babaları ile bile aralarındaki mesafe iyice büyümekte.

Ne kafalarını kaldırabilmekteler tabletten,

Ne cep medyasında kalan akıllarını alabilmekteler.

Gerçi ebeveyn için de durum farklı değil.

O da paylaşımlarını geciktirmemenin derdinde.

Ne derinlikli sohbetler umurunda,

Ne de bir arada olmanın o bulunmaz değerinin idraki söz konusu.

Oysa birkaç yılda bir sofradaki yapraklardan biri eksilmektedir.

Hatırlıyorum da çocukluğumda, gençliğimde yatılı misafirlerimiz çok olurdu.

Aylarca kalanlar olur, bu durum yadırganmazdı.

Uzak akrabaların ameliyat işi olanlar,

Hastalıklı doğan bebeğin Eyüp Sultan’a getirilip, her Cuma ziyaretine götürülüp şifa beklentisinde olanlar.

Ya da deniz kenarındaki bir tesiste sünnet düğünü yapmak isteyen akrabaların kendi şehirlerinde deniz olmayışından İstanbul’u tercihi.

İstanbul’da da otelde değil bizde kalışları.

Askere gidenin ya da askeri okulu kazananın da uğrak yeri idi.

Eskiden her şehirde üniversiteye hazırlık dershanesi yoktu.

İstanbul’da da yeterince yurt yoktu.

Yurt hizmeti de verirdi o mütevazı evimiz.

Bugün bizden bir önceki nesil olan anne babalarımızın kaldırdığı bu meşakkate, ne kadar tahammül edebiliriz.

Günümüz yaşlılarının da artık sabrı yoktur çocuk sesine.

Torunlarının kendilerinde kalmasına pek sıcak bakmamaktadırlar.

Oysa yeni neslin büyüklerinden öğrenecek pek çok şey bulunmaktadır.

Bağ bahçe işleri, ilkbaharda çiçeklerin sebzelerin dikilmesi, küçük hayvan yavrularının sahiplenilip bakılması.

Bizim ninelerimiz küçük bir müze olan tahta sandıklarını açar, eski esvapları, oyalı yazmaları, tahtadan oyuncak bebekleri merakla izlerdik.

Oturur sabırla bebeklerimize elbiseler dikerlerdi.

Bugün büyükanne ile torununun karşılıklı bir çay içmesine dijital münafık engel olmaktadır.

Büyükanne de artık eski görmüş geçirmiş hanımlardan değildir.

O da Dubai gezisinden paylaşımlar yapmakta.

Çevresinden gelen yorumların çetelesini tutmakta,

Emekli hemşire arkadaşının gelmeyen yorumunun rövanşını almak için çıkacak fırsatı beklemektedir.

Ya da doğum gününe çağırmayan maliyeci dostunun fotoğraflarına bakıp,

Yapacağı etkinliğe onu habersiz bırakmanın planları ile doludur kafası.

Çağ bu yüzden biraz daha bulanık algılanmakta,

Cep medyasından akıllar alınamadığından,

Neredeyse anne babasının yüzünü unutacak yeni nesiller.